Kulunç diyarı Türkiye

 İki arkadaşım var. Deli gibi dertleniyorlar. Eyvah işler kötü gidiyor, ne olacak. Eyvah o müşterimi de kaybettim, ne yapacağım..

Yemeden içmeden kesildiler, böyle etleri çekiliyor. Sürekli bir ağlanma, vızıldanma, gerginlik durumu..

Birine sinirlendim artık. Yahu çoluğun yok çocuğun yok. Ne olur yani batarsan? Ne olur iflas edersen? Çocuksuz olmanın keyfi işte tam da budur! Millet sersem yavrularını bize övüp duruyor, ay aman daha büyük bir mutluluk yok deyip deyip nispet yapıyor, hah işte bir çocuksuz olarak şimdi sıra sende: “Çocuğum yok ve batma, dibe vurma kaygım da yok!” de...

Dedim.

Hiç tınmadı tabii. Sanki beslemesi gereken 6 çocuğu ve bir adet alkolik kocası varmış gibi ona sinirlendi, buna dertlendi, buna kaygılandı, 5 yıl sonrası için üç kez daha endişelendi..

Saçmalık..

***


Şirince’da konakladık iki gün. Üç Polonyalı ile tanıştık. İki erkek bir dünya güzeli kız. Bisikletle dünya turu yapıyorlar. Yıllardır (evet aynen öyle.. YILLARDIR!) yollardalar. Para? Müzik yapıp kazanıyorlar. O gün ne kadar kazandıysalar ona göre yiyip içiyorlar.

Ablam, nerede kalıyorsunuz diye sorunca sevimli sevimli sırıttılar. Yanlarında çadırları varmış, bir yerde serip yatacaklarmış. Hadi bize gelin dedi ablam, büyük bir mutlulukla geldiler.

Türkiye’ye gelene kadar müzikten hayli güzel para kazanabilmişler. Sadece Viyana’da 3 günde 400 Euro para kazanmışlar.

Türkiye’de ise bütün paraları bitmiş. İnsanlar Türkiye’de müziğe para vermiyormuş. Sokakta gitar çalıp şarkı söyleyen bu üç kafadarı hayret ve hayranlıkla izliyorlarmış, el çırpıp dans ettikleri bile oluyormuş ama bozuk para vermeyi akıl edemiyorlarmış.

Ama buna karşın 1 aydır neredeyse tek bir gece bile çadırda yatmamışlar. Herkes evine davet edip, bir güzel yedirip içiriyormuş. “Avrupa’nın en misafirperver ülkesi açık ara Türkiye” diyorlar. “Şaşkınlıklar içindeyiz. Her yanımızdan geçen illa ki bir şeyler veriyor. Meyve, bisküvi, ceviz. İki haftadır cebimizde çok az parayla dolaşıyoruz ama yemek ve konaklama için İstanbul’dan sonra hiç para harcamadık neredeyse..”

Bunda tabii grubun güzeller güzeli kızı Adela’nın da etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum. Zira Türkiye’ye girdiklerinden beri günde en az 3-4 evlenme teklifi alıyormuş. “Türk erkekleri bu kadar hızlı mı aşık olur?” diye soruyor muzip muzip..

Ne zaman eve döneceklerine dair en küçük bir fikirleri yok. Anladığım kadarıyla böyle bir niyetleri de yok. Kış gelince kuşlar gibi güneye göç ediyorlar, yaz gelince yine kuzeye çıkıyorlar. Türkiye’den sonra Kıbrıs’a oradan da Afrika’ya geçeceklermiş.. Altı ay da Afrika’da dolaşacaklarmış.

İnanılır gibi değil di mi?

***


Özetle diyeceğim şu: Çocuklular için bir şey diyemem ama bekarların bu kadar üzülüp, sinirlerini bozmalarına cidden bir mana veremiyorum. En kötü ne olabilir ki!? Dibe batarsın, kiranı veremeyecek hale gelirsin.. Eee? Kapat evini, dağıt eşyalarını, atla bisikletine düş işte yollara! Önce canın çıkar. Sonra açılırsın.

Bırak bütün kariyerler başkalarının olsun. Ne olur ki...

Acı gerçek şu ki: 40 yaşına kadar bir halt oldun oldun, sonrası rutindir.. Vakit doldurmadır. Emeklilik için gün saymadır.

Ayrıca bir halt olmuş olsan da fark etmez. Sonunda öleceğiz. Arkadaşıma onu diyorum. Madem o kadar bunaldın sat iş yerini, otur evinde. Orada da oturamıyorsan ailenin yanına taşın. O da olmuyorsa evine öğrenci al. O da olmuyorsa çık dolan.. Sinirini bozmak yerine şartlarını değiştir, minimum harcamada takıl git. Bırak dağınık kalsın. Kendini bu kadar kasmaya, germeye değer mi yahu...

Bu ülkenin genel olarak bir gevşemesi şart. Her bakımdan. Dünyanın en kulunçlu insanları bizizdir herhalde.

Mutlu Tönbekici
Gazete Vatan 14.10.2009 Tarihli Yazısı


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !